Bir zamanlar bir çocuğun gözyaşı, bir mahallenin yüreğine dokunurdu. Bir öğretmene uzanan saygısız el, yalnızca o öğretmene değil, toplumun ortak değerlerine uzanmış sayılırdı. Bir insanın acısı, başka insanların da meselesiydi. Çünkü bizi bir arada tutan yalnızca aynı sokaklarda yaşamak değildi. Birbirimizin acısını hissedebilmekti.
Peki, bugün ne değişti?
Ne oldu da bir çocuğun korkusu, bir öğretmenin çaresizliği, bir annenin feryadı hayatımızın sıradan haberleri arasına karışmaya başladı?
Okullarda yaşanan şiddet olaylarını duyuyoruz. Kimi zaman öğrenciler birbirine saldırıyor, kimi zaman öğretmenler şiddetin hedefi oluyor. Bir zamanlar geleceğe açılan kapı olarak gördüğümüz okulların güvenliğini konuşmak zorunda kalıyoruz.
Oysa okul dediğimiz yer, bir çocuğun korkmayı değil güvenmeyi, incitmeyi değil anlamayı öğrenmesi gereken yerdir.
Burada kendimize sormamız gereken çok önemli bir soru var: Biz çocuklarımıza gerçekten ne öğretiyoruz?
Çocuklarımızın sınav sonuçlarını merak ediyoruz. Kaç net yaptıklarını, hangi okulu kazanacaklarını, gelecekte hangi mesleği seçeceklerini soruyoruz. Peki, en son ne zaman bir çocuğa, "Bugün birinin kalbini kırdın mı?" diye sorduk?
Başarıyı notlarla, geleceği diplomalarla ölçerken iyi insan olmanın değerini yeterince anlatabiliyor muyuz?
Elbette bütün sorumluluğu ailelere yüklemek doğru değil. Şiddetin nedenleri karmaşıktır. Aile içindeki ilişkiler, okul ortamı, akran baskısı, sosyal çevre ve çocukların maruz kaldığı içerikler bu tablonun farklı parçalarıdır. Ancak aile, bir çocuğun merhameti, saygıyı ve sorumluluğu tanımaya başladığı ilk yerlerden biridir.
Bir çocuğun yalnızca karnını doyurmak, ihtiyaçlarını karşılamak yetmez. Bazen gözlerinin içine bakmak, anlattıklarını dinlemek, korkularını önemsemek gerekir. Çünkü aynı evde yaşamak, her zaman birbirinin hayatında olmak anlamına gelmez.
Bugün belki de en büyük eksikliğimiz budur: Birbirimizi yeterince dinlemiyoruz.
Bir sofranın etrafında toplanıyoruz ama birbirimizin yüzüne bakmadan kalkıyoruz. Aynı evin içinde yaşıyoruz ama bazen birbirimizin ne hissettiğini bilmiyoruz. Çocuklarımızın ellerine telefon veriyoruz fakat yüreklerinde neler biriktiğini fark edemiyoruz.
Sonra bir gün acı bir haber duyduğumuzda hep birlikte soruyoruz:
"Bu çocuk nasıl bu hâle geldi?"
Oysa bu soruyu yalnızca bir felaket yaşandıktan sonra değil, çok daha önce sormamız gerekiyor.
Bir başka mesele de şiddete karşı giderek alışkanlık geliştirmemiz. Bir olay yaşanıyor, üzülüyoruz, tepki gösteriyoruz. Birkaç gün sonra başka bir gündem geliyor. Oysa unutulan her acının geride bıraktığı bir insan, bir aile, yarım kalmış bir hayat var.
Vicdan, yalnızca kötü bir olay yaşandığında üzülmek değildir. Vicdan, kötülüğün ortaya çıkmasını engellemek için sorumluluk hissedebilmektir.
Bir öğretmenin kendisini güvende hissetmediği, bir öğrencinin okula korkuyla gittiği, bir ailenin çocuğunun eve dönüp dönmeyeceğinden endişe ettiği bir ortamı normal kabul edemeyiz.
Bu yüzden yalnızca çocuklara değil, yetişkinlere de bakmalıyız. Çünkü çocuklar söylediklerimizden olduğu kadar yaptıklarımızdan da öğrenirler. Öfkesini hakaretle gösteren, anlaşmazlıkları bağırarak çözen, başkasının acısını küçümseyen yetişkinlerin bulunduğu bir dünyada çocuklardan sürekli anlayış beklemek yeterli değildir.
Şiddeti önlemek için ailelerin, öğretmenlerin, okul yöneticilerinin ve toplumun birlikte sorumluluk alması gerekir. Çocukların kendilerini ifade edebilecekleri güvenli ortamlar oluşturulmalı, psikolojik ve sosyal destek ihtiyaçları görmezden gelinmemelidir.
Ama bütün bunların yanında kaybetmememiz gereken bir değer daha var: İnsanlık.
Çünkü insan olmak yalnızca yaşamak değildir. Başkasının yaşamına saygı duyabilmektir.
Bir çocuğa bırakabileceğimiz en büyük miras yalnızca bir ev, bir araba ya da iyi bir eğitim değildir. Ona merhametli olmayı, öfkesini yönetmeyi, farklılıklara saygı duymayı ve bir başkasının acısını anlayabilmeyi öğretebilmektir.
Belki de artık çocuklarımıza sürekli "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sormaktan biraz vazgeçmeliyiz.
Onlara başka bir soru sormalıyız:
"Büyüdüğünde nasıl bir insan olacaksın?"
Çünkü meslekler değişebilir, makamlar kaybedilebilir, servetler tükenebilir. Ama insanın içinde taşıdığı vicdan, onun gerçek kimliğidir.
Ve unutmayalım...
*Bir toplumun geleceğini yalnızca yetiştirdiği başarılı çocuklar değil, yetiştirdiği vicdanlı insanlar belirler.*
| # | Takım | O | G | B | M | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 7 | 5 | 1 | 1 | +5 | 16 | |
| 2 | 7 | 5 | 0 | 2 | +8 | 15 | |
| 3 | 7 | 4 | 2 | 1 | +8 | 14 | |
| 4 | 7 | 4 | 1 | 2 | +13 | 13 | |
| 5 | 7 | 4 | 1 | 2 | +11 | 13 | |
| 6 | 7 | 3 | 3 | 1 | +2 | 12 | |
| 6 | 7 | 4 | 0 | 3 | +2 | 12 | |
| 8 | 7 | 3 | 1 | 3 | +4 | 10 | |
| 9 | 7 | 2 | 4 | 1 | 0 | 10 | |
| 10 | 7 | 3 | 1 | 3 | -2 | 10 | |
| 11 | 7 | 2 | 2 | 3 | -1 | 8 | |
| 12 | 7 | 2 | 2 | 3 | -3 | 8 | |
| 13 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 14 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 15 | 7 | 1 | 3 | 3 | 0 | 6 | |
| 16 | 7 | 1 | 2 | 4 | -4 | 5 | |
| 17 | 7 | 1 | 1 | 5 | -9 | 4 | |
| 18 | 7 | 1 | 0 | 6 | -18 | 3 |